8 Mart 2015 Pazar

Sağlık Bilgileri - Menopoz



KADINLARIN KORKULU RÜYASI MENOPOZ

Fizyolojik  değişiklikler   ve  az  ya da   çok  belirgin  olabilen  bazı psikolojik  rahatsızlıklar  menepozun   kritik  bir  döneme   dönüşmesine  yol  açar.   bu  dönemin  getirdiği   fiziksel  psikolojik  sorunlar   güvenilir  bir  hekimin  yardımıyla   atlatalabilir.




Menopoz  dönemi,  adet  kanamalarının  kesilmesiyle  başlar  Klimakteryum  yaş  dönümü ise, adet  çevrimlerinin  düzensizleştiği,  yani yumurtalıklardan  salgılanan  hormon  miktarının  azaldığı menepoz   öncesi   dönemdir.
Menopoz  sonrası  dönem,  organizmanın  yumurtalığın  hormon  salgısından  bağımsız  olarak dengesini   yeniden   kurduğu  dönemi   ifade eder. 

ADETTEN  KESİLME
Bazı  sinirsel  değişiklerle   başlayan   bu dönemde  artık  kadın, kadınsal, özelliklerinin zayıflamaya   başladığını   duyumsar  ve   yaşlanma  korkusuna  kapılır. 

Bu  dönemde   kişinin  psikolojik  yapısına  bağlı  olarak   bazı  psikopatolojik   belirtiler ortaya çıkar.  İç   salgı  sistemi  açısından   bakıldığında   klimakteryum  döneminin  yumurtalıklardan  
salgılanan   hormon  miktarının azaldığı  ve  buna  bağlı  olarak   adet  çevriminin  düzensizleştiği
dönem  olduğu  söylenebilir.  Bu  dönemde   eksik  olan   yumurtlamadır.  bu  da  yumurtalık  ile
hipotalamus  ve  hipofiz  arasındaki   hormonal  dengenin   bozulmasına  yol  açar.



Kadında  üretken  dönemin  başlangıcı   olan  ergenliğe  geçişteki  değişiklikler  hipofiz bezindebeynin  altında   yer  alan ve  hormon  salgılayan  bez    kaynaklanırken   menopozdaki belirtiler  yumurtalığın  kendisinden  kaynaklanmaktadır.

Menopoz   kadınlarda  ortalama  olarak  50  yaşında  ortaya  çıkmakta  ve kişisel  özelliklere  bağlı  olarak  2 - 3  yaş  erken   yada   2 - 3 yaş  geç  olabilmektedir.
Bazzı   bilim adamları  menopozun  başlangıcının  kalıtsal  olduğu  ve özellikle  anne kız  çocuk arasında  büyük  benzerlikler   gösterdiği   görüşündedir. 

Ayrıca  erğenliğe   geçiş  ile   menopozun  başlangıcı  arasında  kesin  bir ilişki  vardır.  Kişi  adet
görmeye   ne  kadar   erken  başlarsa  menopoza   girme  yaşı  da   okadar  olmaktadır. 
Hormonal   açıdan   bakıldığında  kadında   üretkenliğin  bitiminde  üç  dönem  ayırt edilmektedir.
Hiperöstrojenik,  hipoöstrojenik,   ve  hipergonadotropik  dönemler.  Bu  dönemler  sırasıyla  klimakteryum,  menopoz  ve  menopoz  sonrası  dönemlere  karşılık  gelmektedir. 

Hiperöstrojenizm   aşırı  östrojen   salgısı   iç ve dış  üreme  organlarında  değişikliklere  yol açmaktadır.   Bunların  en  belirgin  olanı   dölyatağı   ve memelerde   ortaya  çıkan  değişikliklerdir  .
Aşırı   östrojen  üretimi   dölyatağı  mukozasında,  kalınlaşmaya  yol açmakta   ve bunun  sonucunda  adet   çevriminde  düzensizlikler   ortaya çıkmaktadır. 



Ayrıca   bu  durum  dölyatağında  hipertrofiye,   yani  organ  büyümesine  yol açmaktadır. 
Memelerde  sık,   sık  karşılaşılan   bir  durum,  aşırı  östrojen  salgılamasına  bağlı  olarak  ortaya çıkan   ve  fibrokistik   mastopati    denen   ağrılı  rahatsızlıktır.
Östrojen   fazlalığı   öteki  organları da   etkilemekte  ve  bu  dönemin   özelliği olan  genel   hormon  dengesizliği    kendini  çeşitli   biçimlerde   göstermektedir. 

Hipoöstrojenizin  östrojen   salgısında   azalma  döneminde  ise  döl  yatağında  atrofi,  yani  doku
gerilemesi   görülmekte  ve   dölyolunda   görülen  beslenme  azalması   bu organın  hücresel  olgunlaşmasının  bütünüyle   durmasına  yol  açmaktadır.
Hipoöstrojenizm  döneminde  yumurta   hücrelerinin  tükenmesi  ve buna  bağlı  olarak  salgılanan 
hormonların  azalması   sonucunda   östrojen  miktarı   zalmaktadır.

Bunun  sonucunda   yumurtalık  hormonlarının  hipofiz  bezi  üzerindeki  frenleyici  etkisi  ortadan  kalkmakta   ve  böylece   hipergonadotropik   hipofizden   gonadları   uyarıcı   hormonun  aşırı  salgılanması   dönem  başlamaktadır.

BELİRTİLERİ
Fizyolojik  değişiklikler, östrojenli  bir yaşamdan  östrojenden  yoksun  bir yaşama  geçiş  vazamotor  otonom  sinir  sistemi  kökenli  damar  haretleri  nitelikteki  bazı  belirtilerin  ortaya
çıkmasına  yol açar. 

Bunların  başlıcaları  aşırı  terleme   ve  ateş basmasıdır.  Ateş basması  vücudun  üst kısımlarında,  özellikle de  yüzde  hissedilen  bir  sıcaklık  artışıdır. 
Bu  sırada   yüz kızardığından   ve  bu kızarıklık  göğse  doğru  yayıldığından  kişinin  çevresindekiler  de  bu  durumun  farkına  varabilir.  Ateş  basması  kendiliğinden  ortaya çıkabileceği , gibi , alkol,  çay  kahve  alımına  yada  heycana  bağlı  olarakta  ortaya  çıkabilir. 

Bu  konuda  bilgisi   olmayan  kadınlar  genellikle  bu durumu  oda sıcaklığının  artışına bağlar ve
pencereyi   açarlar.
Bu durum  günde  bir  yada  iki  kez  ortaya  çıkabilceği  gibi  bazen  günde  80 kez görülmekte
Kadınların  yüzde   20'si   bu  durumu  kendine  sorun  etmemekte,  yüzde 40'ı  bir  hekime baş vurmakta   geri  kalan  yüzde  40'da  belirtilerin  katlanabilir  olması  ya da  böyle  bir  durumun 
tedavisi   olduğunu   bilmemeleri  nedeniyle  hekime  başvurmaktadır.

Aşırı  terleme  genelde  hoşa  gitmeyen  bir  durumdur.  Bazı ağır  olgularda kadınlar  geceliğin
sırılsıklam  terlemiş  bir  biçimde  uyanarak  çarşaflarını  ve üstündekileri  değiştirir. 
Bu  belirtilerin   yanı  sıra,  çoğu  kadında şiddetli  yarım  baş  ağrıları,  ayak  ve el  parmaklarında
karıncalanmalar  ve  baş  dönmeleri   görülür.   Ayrıca  huzursuzluk,  kendine  güvenin kaybolması
depresyon,  melenkoli,  uykusuzluk  anormal  hassasiyet ve  yorgunluk  gibi  bir  çok  psikolojik
rahatsızlık  da   ortaya  çıkabilmektedir.

Ama bütün  bu  rahatsıklıkların  kaynağı,  çoğu  zaman  vazomotor  belirtileridir.  Bir gecede  10 kez  terliyerek   uyanan   ve  yatağından   kalkarak  duş  almak  zorunda  kalan  bir kadın düşünüldüğünde   böyle   bir  durumun   ertesi  gün  vereği  yorğunluk  ve buna  bağlı  olarak buna
bağlı  olarak   ortaya  çıkan  psikolojik dengesizklikler  kolayca  anlaşılır. 

Ortaya  çıkan  başka   bir  rahatsızlık da  ostrojen,  azlığı  nedeniyle   üreme  sisteminde, vulva ve
dölyolunda   ortaya  çıkan   afrofidir.    Afrofi  sonucunda   cinsel  uyarılma   sırasında  dölyolunda
nemlenme  olmaz,  bu  durumda  ilişkinin    ağrılı   olmasına  yol  açar.
Menepoz  sırasında   vücut  ağırlığı  artar,   özellikle  de   kalçalarda   yağlanma  görülür. Ayrıca 
kas gücü   azalır,  deri  ve  kan  damarları   gerginliklerini   yitirir,  bağ  dokusunun  elastikiyetinde
azalma  olur.

Menepozun   tipik  belirtilerinden  biride  osteoporozdur   kemik  dokusunun  yoğunluğunun  azalması   Bu durumda   kemiğin   yorğunluğu  azalır,  ve  kemik  kolayca  kırılabilir hale  gelir. 
Bazen  çok  ağır  sonuçlara   yol  açabilen   osteoporozun  östrojen  hormonunun  yetersizliğine  bağlı   olduğu  düşünülmektedir.
Gerçekten  de  östrojen eksikliği     kemiğin  protein  kısmının  kalsiyum   içeriğinin  azalmasına  yol  açmaktadır.  

Menopoz  sırasında  damarlarda da   bazı  dğişiklikler  görülmektedir.  Arteriyoskleroz  damar
sertliği  40  yaşın  altındaki  erkeklerde  aynı   yaştaki  kadınlara   göre  10  40  kat  daha  fazla
görülürken,  ilerleyen   yaşlarda   aradaki   bu  fark   giderek  azalmaktadır. 
Ayrıca  bu  dönemde   kılcal   damar  direncinde   azalma   ve kan  basıncı    artışına  eğilim  görülmektedir.   Yaşamın  bu  evresinde  iç  ve  dış   ürme  organlarında  tümörlerin  ortaya çıkma
sıklığı   artmakta  ve  bu  durumun  hormon dengesizliğine  bağlı   olduğu   düşünülmektedir.



TEDAVİ
Menepoz  gibi   fizyolojik  bir  olayı  kendi  haline bırakılarak  organizmanın  kendi  kendini  dengelemesini  beklemenin  mi   yoksa  henüz  belirtilerin ortaya  çıkmadığı  bir  dönemde  tıbbi 
destek  verilerek  bazı Olumsuz   belirtilerin  engellenmesinin mi  daha   iyi  olduğu  hala  tartışma
konusudur. 

Menopozun  kendi  haline  bırakılmasını  savunanlar, hormonal  dengesizliklerin  yaşadığı  bir dönemde   kişiye  dışarıdan   hormon  desteği   verilmesinin  doğru  olmayacağı  görüşündedir.
Gerçkte  kadınların  büyük   bölümü  bu  kritik  dönemi   fizyolojik   ve psikolojik  kaynaklardan
aldıkları   destek  ile  kolay  bir  şekilde  atlatmaktadırlar.



Terleme,   ateş  basması  gibi  rahatsızlıkların  çok  ağır  yaşandığı  hiperröstrojenizm  olgularında 
ostrojenlerin  aşırı  etkilerinin,   zayıflatılması  gerekir,  bu  amaçla   hastaya  adet döneminin  ikinci   yarısında  düşük  dozda  progesteron   verilmelidir. 

Yumurtalık  etkinliklerinin  sona erdiği   ve  yukarda  değindiğimiz  gibi  kemik  dokusu, damar
sistemi,   üreme  organları  ve  deri   atrofosi  gibi   olayların  yaşadığı  dönemde  yapılacak  en
iyi   tedavi   düşük   dozda  östrojen  ve progestoren  içeren   ilaçların  düzenli  bir  biçimde  verilmesidir. 

Bu  tedavi   sonucunda   cinsel   organlardaki   olumsuzluklar  giderilirken,  yapay  yoldan  da  olsa
adet   görme   kişide   psikolojik   bir  rahatlama  sağlar.
Son  olarak  göz  ardı   edilmemesi  gereken  bir  başka   nokta  androjenlerin  cinsel  arzuyu
canlandırmasıdır.   Özellikle   bu   dönemde   böyle   bir  canlanma  çifler  arasında  ilişkiyi  olumlu
bir   yönde   etkileyecektir.

Konuk Yazar Zerrince__




Share
Bizi Takip Edin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder